ÖZET
Amaç:
Amacımız, tek taraflı primer açık açılı glokom hastalarının glokomatöz olmayan gözlerindeki vasküler değişiklikleri optik koherens tomografi anjiyografi kullanarak araştırmak ve vasküler hasarın glokom patogenezindeki rolünü değerlendirmekti.
Gereç ve Yöntem:
Bu kesitsel çalışmaya unilateral glokomlu 30 hastanın (63,4±8,8 yıl) 60 gözü ve 30 sağlıklı olgunun (65,6±9,1 yıl) 30 gözü dahil edildi. Üç grup oluşturuldu: grup A, tek taraflı glokom hastalarının hastalıktan etkilenen gözleri; grup B, tek taraflı glokom hastalarının glokomlu olmayan gözleri; ve grup C, sağlıklı kontroller.
Bulgular:
Grup A, grup B ve C ile karşılaştırıldığında, rim alanı, çukurluk hacmi, ortalama çukurluk/disk oranı ve retina sinir lifi tabakası kalınlık parametrelerinde anlamlı farklılıklar tespit edildi (tümü için p<0,001). Grup B ve C arasında anlamlı bir fark saptanmadı (tümü için p>0,05). Peripapiller ve maküler damar yoğunluğu (DY) karşılaştırmalarında, intradisk DY dışındaki tüm parametreler grup A’da daha düşük bulundu (tümü için p<0,0167). Grup B ve C arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmadı (tümü için p>0,05).
Sonuç:
Glokomlu gözlerde DY değerleri diğer iki gruba göre daha düşük bulundu. Ancak, glokom hastalarının glokomlu olmayan gözleri ile sağlıklı bireylerin gözleri arasında fark gözlenmemiştir. Bu nedenle, glokom patogenezinde vasküler yolak sorumlu olsaydı, tek taraflı glokomlu hastaların diğer gözlerinde DY değişikliklerinin gözlemleneceği hipotezimiz desteklenememiştir.
Giriş
Glokomun patogenezinde hasarın mekanik, immünolojik ve vasküler yollarla meydana geldiği düşünülmektedir.1,2,3 Vasküler yolak teorisi son yıllarda oldukça popüler hale gelmiştir.4,5 Primer açık açılı glokom (PAAG) patogenezinde optik sinir başı (OSB) ve peripapiller retinadaki vasküler disfonksiyonun önemli olduğu düşünülmektedir.6,7
Optik koherens tomografi anjiyografi (OKTA), floresan madde gerektirmeyen non-invaziv bir anjiyografi yöntemidir.8 Son yıllarda glokom tanı ve takibinde OKTA kullanımı yaygınlaşmıştır.9
Hipotezimiz, tek taraflı glokomlu hastaların glokomatöz olmayan (ve sağlıklı olduğu varsayılan) gözlerinde peripapiller veya maküler alanda vasküler yetmezliğin saptanmasının, glokom patogenezinde vasküler yolak teorisini destekleyeceğiydi. Bu nedenle, bu çalışmada OKTA kullanarak tek taraflı PAAG’li hastaların etkilenmemiş gözlerindeki vasküler değişiklikleri araştırdık. Damar yoğunluğu (DY) değerleri ile yapısal ve fonksiyonel testler arasındaki ilişkiler de değerlendirildi.
Bulgular
Çalışmaya 30 tek taraflı PAAG’li hastanın her iki gözü dahil edildi. Demografik veriler ve klinik özellikler Tablo 1’de verilmiştir. Gruplar yaş, cinsiyet, lens durumu, görme keskinliği, GİB ve SE açısından benzerdi (p>0,05). Grup A’da 10 hasta bir etken madde, 11 hasta iki etken madde, 6 hasta üç etken madde ve 3 hasta dört etken madde ile tedavi edildi. Tüm hastaların GİB değerleri tedavi ile 21 mmHg’den düşüktü.
Grup A’da ortalama MD ve PSS değerleri sırasıyla -7,64±6,33 desibel (dB) ve 6,17±3,95 dB idi. Bu değerler grup B ve grup C’ye göre anlamlı olarak farklıydı (p<0,001) (Tablo 1). B ve C grupları her iki parametre için de benzer değerlere sahipti (sırasıyla; p=0,99 ve p=0,98).
OKT ile elde edilen veriler Tablo 2’de gösterilmiştir. Disk alanı hariç tüm optik disk parametreleri, RSLTK ve ortalama ve minimum GHTL + İPT kalınlığı değerleri grup A’da hem grup B’ye hem de grup C’ye göre anlamlı farklılık gösterdi (disk alanı hariç tüm değerler için p<0,001). Grup B ve grup C arasında anlamlı fark saptanmadı (p>0,05).
Grupların peripapiller ve maküler DY ölçümleri Tablo 3’te sunulmuştur. İntradisk damar dansitesi (İDDY) dışındaki tüm parametreler grup B ve C’de grup A’ya göre anlamlı olarak yüksek bulundu (hepsi için p<0,0167), ancak grup B ve C arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadı (p>0,05).
OKT ile DY değerleri arasındaki korelasyonlar Tablo 4’te incelenmiştir. Ortalama RSLTK her üç grupta da peripapiller DY (PPDY) değerleri ile korelasyon gösterirken, ortalama tüm alan PPDY (TA-PPDY) ölçümleri Grup A ve B’de RSLTK ile anlamlı korelasyon gösterdi. Tüm gruplarda hem ortalama hem de minimum GHT + İPT kalınlığı PPDY ve TA-PPDY değerleri ile korelasyon gösterdi.
Tüm alan maküler DY (TA-MDY) değerleri sadece Grup A’da ortalama RSLTK ve ortalama GHT+İPT kalınlığı değerleri ile anlamlı korelasyon gösterdi (sırasıyla p=0,02, r=0,42 ve p=0,007, r=0,48). Grup A ve B’de minimum GHT + İPT kalınlığı ve TA- MDY değerleri korelasyon gösterdi (sırasıyla p=0,04, r=0,37 ve p=0,03, r=0,38) (Tablo 4).
Grup A ve B’de GA değerleri ile ortalama RSLTK, ortalama GHT + İPT kalınlığı, TA-PPDY, PPDY, TA-MDY ve parafoveal DY (PFDY) değerleri arasındaki korelasyonlar Tablo 5’te gösterilmiştir. Grup A’da MD değerleri, ortalama RSLTK dışındaki tüm parametrelerle korele idi (p<0,05). Benzer şekilde PSS, grup A’daki tüm parametreler ile negatif korelasyon gösterdi (p<0,05).
Tartışma
Bu çalışmada tek taraflı PAAG hastaları ve sağlıklı bireylerde peripapiller ve maküler DY’leri araştırdık. Literatürde daha önce PAAG’de DY araştırılmıştır. Toshev ve ark.10 PAAG’de, oküler hipertansiyona göre PPDY değerlerinin daha düşük olduğunu gözlemlemiştir. Benzer şekilde, Nascimento ve ark.11 PAAG hastalarında sağlıklı kontrollere göre PPDY değerlerinin daha düşük olduğunu bulmuşlardır. Çalışmamızda glokomlu gözlerde İDDY hariç PPDY değerlerinin diğer etkilenmemiş gözlere ve kontrol grubuna göre daha düşük olduğunu gözlemledik. Yip ve ark.12 glokomda maküler DY değerlerinin PPDY’deki azalma ile azaldığını, PPDY’nin sağlıklı ve glokomatöz gözleri ayırt etmede daha üstün olduğunu bulmuşlardır. Triolo ve ark.13 sağlıklı bireyleri glokom veya glokom şüphesi olanlarla karşılaştırmış ve PPDY’de azalma olduğunu ancak maküler DY’de olmadığını bulmuşlardır. Çalışmamızda tüm maküler DY değerlerinin glokomatöz gözlerde etkilenmemiş diğer gözlere ve kontrol grubuna göre daha düşük olduğunu gözlemledik. Hastaların ve kontrol grubunun etkilenmemiş diğer gözleri arasında herhangi bir maküler DY veya PPDY parametresinde anlamlı bir fark gözlenmedi. Bu nedenle, PAAG patogenezinde vasküler predispozisyon olduğu hipotezimizi destekleyen herhangi bir veri yoktu.
Wang ve ark.1 optik disk perfüzyonu ve DY’nin glokom progresyonu üzerine etkisini araştırdıkları çalışmalarında PPDY ve RSLTK değerlerinin yüksek korelasyon gösterdiğini saptamışlardır. Chung ve ark.’da14 PPDY ve RSLTK değerlerini korele bulmuşlar ve glokomda DY’nin tanısal yeteneğinin RSLTK ölçümlerine benzer olduğunu göstermişlerdir. Çalışmamızda ortalama RSLTK ve PPDY değerleri her üç grupta da GHA parametreleri ve PPDY ile korelasyon göstermiştir. Wang ve ark.1 PPDY ile gangliyon hücre kompleksi (GHK) ölçümleri arasında yüksek korelasyon saptamış ve GHA’nın diğer yapısal testlere göre optik disk perfüzyonu ve DY ile çok daha güçlü ilişki gösterdiğini bildirmiştir.
Çalışmamızda ortalama RSLTK ile TA-MDY değerleri arasında korelasyon sadece grup A’da gözlenmiştir. GHA değerleri, maküler DY ile birlikte analiz edildiğinde, grup A’da sadece ortalama GHT + İPT kalınlığı ile TA-MDY arasında korelasyon saptanmıştır. Grup A ve grup B’de, minimum GHT + İPT kalınlığı ile TA-MDY arasında zayıf korelasyon olduğu bulunmuştur. Triolo ve ark.13 glokom hastalarında yaptıkları çalışmada GHK ile maküler DY arasında ilişki bulmamışlardır.
Elde ettiğimiz bilgiler ışığında glokom tanı ve takibinde PPDY değerlerinin maküla DY değerlerinden daha üstün olduğunu düşünmekteyiz. Özellikle TA-PPDY ve PPDY değerleri RSLTK ve GHA değerleri ile koreledir. Glokomun erken tanı ve tedavi takibinde PPDY ölçümlerinin önemli olabileceğine inanıyoruz.
Poli ve ark.15 peripapiller ve maküler DY değerlerinin GHK kalınlığı, RSLTK değerleri ve GA indeksleri ile korelasyonunu araştırmışlar ve PPDY’nin en yüksek korelasyonu gösterdiğini bulmuşlardır. Chen ve ark.16 GA değerlerinin TA-PPDY ile en yüksek korelasyonu gösterdiğini, bunu PPDY’nin izlediğini saptamışlardır. Maküler DY değerlerinin GA parametreleri ile GHK kalınlığı ve RSLTK’ye göre daha düşük korelasyon gösterdiği sonucuna ulaşmışlardır. Wang ve ark.’da1 benzer sonuçlar elde etmişler ve optik disk perfüzyon parametreleri ve DY’nin MD, RSLTK ve GHK kalınlık değerleri ile yüksek korelasyon gösterdiğini bulmuşlardır. Çalışmamızda TA-MDY, PFDY, TA-PPDY ve PPDY değerleri glokomlu gözlerde literatürle benzer şekilde hem MD hem de PSS değerleri ile korele idi. RSLTK ve GHA değerlerinin MD ve PSS değerleri ile korelasyonu DY ile birlikte değerlendirildi ve hem MD hem de PSS için en güçlü korelasyonu TA-PPDY’nin gösterdiği, bunu PPDY’nin izlediği görüldü.
Çalışmamızın ilginç sonuçlarından biri, İDDY’nin glokomlu gözlerde daha düşük bulunmasına rağmen, diğer parametreler gibi sağlıklı gözlerden istatistiksel olarak farklılık göstermemesidir. Daha önce de belirtildiği gibi, büyük damarların kalabalıklaşması ve taranan alanın darlığı yüzeyel disk mikrodolaşımının doğru değerlendirilmesini engellemiş olabilir.17 Chung ve ark.14 tarafından yapılan bir çalışmada glokomatöz gözlerde OSB, peripapiller ve maküla bölgelerindeDY, sağlıklı gözlere göre anlamlı derecede düşük bulunmuştur. Yazarlar, İDDY hariç DY parametrelerinin OKT parametreleri ve GA indeksleri ile anlamlı korelasyon gösterdiğini belirtmişlerdir. İDDY’nin tanı yeteneği yine düşük bulunmuştur.14 Nascimento ve ark.11 yüzeyel OSB DY’nin glokom hastaları ve sağlıklı bireyler arasında farklılık göstermediğini, ancak PAAG gözlerde derin OSB’de DY’nin anlamlı derecede düşük olduğunu bildirmişlerdir. Çalışmamızda İDDY, RPK ağının değerlendirildiği yüzeyel tabakada ölçülmüştür. Yapılan çalışmalarda glokomda GİB yükselmesi sonrası posterior lamina kribroza’nın primer hasar alanı olduğu ve lamina kribrozanın santral bölgesinin azalmış kan akımına karşı daha savunmasız olduğu gösterilmiştir.18,19 Ancak glokomlu gözlerde yüzeyel OSB DY’de azalma saptanan çalışmalar da vardır.20,21 Bu farklı sonuçlar, yüzeyel tabakanın belirlenmesindeki farklılıklardan, büyük damarların dışlanıp dışlanmadığından ve farklı OKTA cihazlarının ve işlem algoritmalarının kullanımından kaynaklanabilir.
Mangouritsas ve ark.17 yakın zamanda tek taraflı preperimetrik glokomlu gözlerde normal diğer gözlere göre ortalama PPDY ve TA-PPDY’nin anlamlı azaldığını ve ortalama PPDY ve TA-PPDY değerlerinin sağlıklı kontrollerde diğer gözlere göre anlamlı yüksek olmadığını bildirmiştir. Bu çalışmanın bulguları bizim çalışmamızla benzerdir. Diğer gözlere ait yapısal testlerin sonuçları da, çalışmamızda olduğu gibi, normal bulunmuştur. Biz bu sonucu, glokomda vasküler bulguların yapısal testlerden çok daha erken ortaya çıkmadığının kanıtı olarak değerlendiriyoruz. Gelecekte yapılacak prospektif çalışmalarla, tek taraflı hastaların zaman içinde bilateral glokoma nasıl dönüştüğü araştırılarak, vasküler yolağın PAAG gelişimi üzerinde bir etkisi olup olmadığı daha iyi anlaşılabilir.
Yarmohammadi ve ark.22 tek taraflı GA kaybı olan PAAG hastalarında DY’yi karakterize etmek için bir çalışma yapmışlardır. PAAG hastalarının etkilenmeyen gözlerinde ortalama RSLTK, GHK kalınlığı ve rim alanı ölçümlerinin etkilenen diğer gözlerden daha yüksek ve sağlıklı gözlerden daha düşük olduğunu gözlemlemişlerdir. PAAG hastalarının etkilenmeyen gözlerinde hem peripapiller hem de maküla bölgelerinde sağlıklı gözlere göre DY’nin daha düşük olduğu izlenmiştir. Ancak bu çalışmanın yöntemi bizim çalışmamızdan biraz farklıydı. Hastaların bir gözünde glokomatöz GA defekti varken diğer gözde GA normaldi ve PAAG grubundaki hastaların uygunluğunun belirlenmesinde optik diskin görünümü dikkate alınmamıştı. Çalışmalarında perimetrik olarak etkilenmemiş diğer gözlerde DY’nin düşük bulunması, saptanabilir GA hasarı olmadan önce OKTA’nın glokom gelişme riski yüksek olan gözlerde mikrovasküler değişiklikleri tespit edebileceğini düşündürmektedir. Çalışmamıza tek taraflı PAAG hastaları, vasküler değişikliklerin yapısal değişikliklerden önce başlayıp başlamadığını ve PAAG hastalarının vasküler predispozisyonu olup olmadığını belirlemek için dahil edildi. Çalışmamızdaki PAAG hastalarının etkilenmeyen gözlerinin optik disk görünümü normal olup peripapiller ve maküler yapısal testleri yaş ile uyumluydu. Bu nedenle çalışmamızdaki etkilenmeyen gözler perimetrik ve yapısal olarak normaldi. Bu metodolojik farklılık, etkilenmemiş gözlerin sağlıklı gözlerle karşılaştırılmasında iki çalışma arasında dikkate değer bir farktır.
Çalışmanın Kısıtlılıkları
Hasta sayımızın az olması bu çalışmada bir kısıtlılık olarak değerlendirilebilir. Ancak, PAAG’nin sıklıkla bilateral olduğu unutulmamalıdır. Tek taraflı PAAG nadirdir ve OKTA sonuçlarını etkileyebilecek ek hastalıkları olan hastalar çalışma dışı bırakılmıştır.
Ayrıca glokomatöz gözlerinde GİB’nin anti-glokomatöz tedavi ile kontrol altına olan hastalar çalışmaya dahil edilmiştir. Hastaların anti-glokomatöz damla kullanması bu çalışmanın bir diğer kısıtlılığıdır. Ancak tüm gruplardaki gözlerin GİB değerleri 21 mmHg’den düşüktü ve böylece GİB’nin damar ağı üzerindeki etkisi en aza indirildi.
Sonuç
Çalışmamızda tek taraflı glokomlu bireylerin etkilenmeyen gözlerinde mikrovasküler değişiklikler izlenmemiştir. Başka bir deyişle, PAAG patogenezinde vasküler predispozisyon olduğunu destekleyen bir kanıt yoktu. Bununla birlikte, kesin bir sonuca ancak bu gözlerin ileriye dönük takibi ile ulaşılabilir. Glokomun vasküler patogenezini daha iyi anlamak için, izlemlerde glokom gelişen gözlerdeki vasküler yapı değişikliklerini gözlemlemenin uygun bir yaklaşım olacağına inanıyoruz. Çalışmamızda DY, yapısal ve fonksiyonel glokom bulguları ile korele olup glokomatöz gözlerde PPDY ile yüksek korelasyon gözlenmiştir. PPDY takibi, glokom şüphesi olan hastalarının tanısında veya GHA ölçümlerini olumsuz etkileyen hastalığı olan olgularda glokom takibinde önemli olabilir. Ayrıca PPDY takibinin disk anomalilerinde erken tanı ve progresyonun saptanması açısından yararlı olduğu kanaatindeyiz. GA testlerinin PPDY ölçümleri ile RSLTK veya GHA’ya göre daha yüksek korelasyon gösterdiği yönündeki bulgularımız klinik yaklaşım açısından önemlidir. Yapısal analizde taban etkisi olan veya GA uyumsuzluğu olan ileri olgularda, OKTA özellikle takipte güvenilir bir yöntem olabilir.


