This page is for health professionals only.

NO
I AM NOT
A HEALTHCARE PROFESSIONAL.
Koroid ve Optik Koherens Tomografi
PDF
Atıf
Paylaş
Talep
Derleme
CİLT: 46 SAYI: 1
P: 30 - 37
Ocak 2016

Koroid ve Optik Koherens Tomografi

Turk J Ophthalmol 2016;46(1):30-37
1. Bezmialem Vakif University Faculty Of Medicine, Department Of Ophthalmology, Istanbul, Turkey
Bilgi mevcut değil.
Bilgi mevcut değil
Alındığı Tarih: 06.05.2015
Kabul Tarihi: 04.08.2015
PDF
Atıf
Paylaş
Talep

ÖZET

Koroid gözdeki en vaskülarize dokudur ve santral seröz retinopati, yaşa bağlı maküla dejenerasyonu ve dejeneratif miyopi gibi sık görülen koryoretinal hastalıkların patofizyolojisinde önemli rol oynar. Sınırlı çözünürlük ve tekrarlanabilirlik nedeniyle indosiyanin yeşili anjiografi ve ultrasonografi gibi geleneksel yöntemlerle koroidin niceliksel olarak değerlendirilmesi güçtür. Optik koherens tomografi (OKT) teknolojisindeki gelişmeyle birlikte günümüzde koroidin detaylı bir şekilde görüntülenmesi mümkündür. Koroid kalınlığının ölçülebilmesi koroidteki normal ve patolojik süreçlere yönelik araştırmalara yön vermiştir. Bu çalışmanın amacı OKT kullanılarak yapılan koroid incelemesi üzerine güncel literatürü derlemektir.

Anahtar Kelimeler:
Koroid, optik koherens tomografi, yasa bagli maküla dejenerasyonu, santral seröz retinopati, dejeneratif miyopi

Giriş

Koroid ilk olarak 17. yüzyılda histolojik olarak incelenen, daha sonra günümüze kadar çeşitli yöntemlerle görüntülenmeye çalışılan, vaskülarize ve pigmente bir dokudur. Ön tarafta ora serratadan, arka tarafta optik sinir başına kadar uzanır. Histopatolojik incelemelere göre ön tarafta ortalama 0,15 mm, arka tarafta ise ortalama 0,22 mm kalınlığa sahip olan koroid dokusu, anatomik olarak önde iris ve ortada siliyer cisim ile devamlılık gösteren uveal traktusun arka kısmını oluşturur. Koroid retinadan skleraya doğru sırası ile Bruch membranı, koryokapillaris, orta büyüklükte koroid damarları ve büyük koroid damarlarından oluşmaktadır.1Yapısal ve fonksiyonel olarak sağlam bir koroid dokusunun retina fonksiyonları için hayati bir önemi vardır. Retinanın 2/3 iç kısmının beslenmesinden santral retinal arter sorumlu iken, dış 1/3 kısmının beslenmesinden koroid damar yapısı sorumludur. Anormal koroid kan akımı, retinada fotoreseptör fonksiyon bozukluğuna ve ölümüne neden olmaktadır.2 Nitekim bu öneminden dolayı santral seröz retinopati (SSR), yaşa bağlı maküla dejenerasyonu (YBMD), patolojik miyopi, Vogt-Koyanagi-Harada (VKH) gibi birçok hastalığın patofizyolojisinde hayati roller üstlendiği gösterilmiştir.3,4,5,6 Dolayısı ile koroidteki değişikliklerin net ve doğru bir şekilde tanımlanması birçok arka segment hastalığının doğru değerlendirilmesini sağlayacaktır. Fakat koroid dokusundaki yapılar retinada olduğu gibi belirli bir düzende katmanlar halinde dizilmediği ve retinadaki gibi farklı yansıma özelliklerine sahip olmadığı için uzun bir süre retina gibi detaylı değerlendirilmesi mümkün olamamıştır.

Choroidal Imaging Methods

Until recently, the choroid was evaluated in vitro by histological analysis or in vivo by indocyanine green angiography (ICGA), laser Doppler flowmetry and ultrasonography.7,8 As histologic studies were done in conditions that did not preserve the tone of the vascular structures, the analysis was very limited in terms of understanding disease pathophysiology. The choroid of a lifeless eye is deflated, resulting in greatly underestimated thickness measurements. Furthermore, considering that many of the factors influencing vascular tone do not exert their effect in histological sections, it is clear that in vitro evaluation is insufficient.ICGA allows the visualization of the choroidal vessels and circulation under the retinal pigment epithelium (RPE). It has been shown that ICGA is better than fundus fluorescein angiography (FFA) in showing the details of choroidal neovascularization (CNV) and detecting choroidal polyps. In addition, the longer wavelengths used in ICGA enable better visualization of underlying lesions in cases with blood, exudates and pigment epithelial detachment (PED).9,10Laser Doppler flowmetry is a non-invasive diagnostic method that allows the evaluation of hemodynamic parameters of optic nerve head, iris and subfoveal choroidal circulation by determining the average speed and number of erythrocytes moving in a specific volume. Laser Doppler flowmetry has been used to show that choroidal circulation is decreased in diseases like diabetic retinopathy, AMD and retinitis pigmentosa.11,12Ultrasonography has been an important diagnostic tool in situations where the posterior pole cannot be evaluated due to opacities in the anterior of the eye. In particular, it enabled the detection of thickening and tumors in the choroid and retina. However, because of its low image resolution, detecting small changes in the choroid is difficult, and it is not an ideal method for measuring a relatively thin tissue like the choroid.13Although these three techniques were used for many years to detect choroidal vessel abnormalities and circulation changes, none of them provided in vivo cross-sectional images of the anatomy of the retinal pigment epithelium or choroidal layers, and none provided sufficient data regarding true choroidal thickness and morphology.Optical coherence tomography (OCT) is a relatively new method that has enabled the acquisition cross-sectional images of the retina in a way similar to ultrasound, but at much higher resolution. Technically, OCT is a partial coherence interferometer. Coherent light refers to light of a single wavelength, like laser light. Partially coherent light includes light of different wavelengths within a narrow range. The partially coherent light used in OCT is of a specific wavelength provided by a laser source. The basic principle of OCT is similar to B-scan ultrasound, but by means of light instead of sound.14The first OCT technology was time domain (TD) OCT, in which light from a light source passes through a semitransparent mirror called the beamsplitter. This mirror splits the beam in two and sends half to a reference mirror at a known and adjustable distance from the detector, and the other half into the eye. A tomographic cross-section of the tissue is created based on the temporal difference between the beams reflected from the reference mirror and the ocular structures with various reflective properties. With the most advanced and recently produced TD-OCT device, the Stratus OCT, it is possible to acquire an average of 400 A-scans per second and images at 10 µm resolution.15The OCT technology currently used in routine practice is spectral domain (SD) OCT. Unlike TD-OCT, SD-OCT does not use a reference mirror; instead, light reflected from the various tissue layers is detected simultaneously by a high-speed spectrometer and processed with a Fourier transform. For this reason, SD-OCT is also known as Fourier domain OCT. The use of a spectrometer to detect light reflected from tissue allows SD-OCT instruments to acquire 20,000-52,000 A-scans per second and produce images with 5 µm resolution.16The signal-to-noise ratio is used to express the quality of OCT images. The choroid cannot be visualized by TD-OCT due to its low signal-to-noise ratio. The hyperreflectivity of the RPE layer prevents light from reaching the choroid and therefore a return signal is not received from the deeper choroidal layers. The low resolution of TD-OCT also prevents the detailed visualization of the choroid. Although SD-OCT is better than TD-OCT for choroidal imaging, it is not possible to obtain images extending to the choroidoscleral junction. Imaging of the entire choroid by SD-OCT is also prevented by the posterior position of the choroid, the use of wavelengths too short to penetrate the choroid, and the aforementioned hyperreflectivity of the RPE. OCT devices use light at a wavelength of 800 nm, whereas a wavelength of 1060 is required for choroidal imaging. Increasing the wavelength results in lower image resolution and quality. Because of these limitations, even with SD-OCT instruments it was not possible to visualize the entire choroid at high resolution until the development of enhanced depth imaging (EDI) OCT technology.17

Koroid Görüntüleme Yöntemleri

Son zamanlara kadar koroidin değerlendirilmesinde in-vitro şartlarda histolojik çalışmalar; in-vivo şartlarda ise indosiyanin yeşili anjiografisi (İSYA), lazer Doppler flowmetre ve ultrasonografi kullanılmıştır.7,8 Histolojik çalışmalar damarsal yapıların tonusunun korunmadığı şartlarda yapıldığı için, yapılan incelemeler hastalıkların patofizyolojisini anlamada çok sınırlı kalmıştır. Cansız bir gözde koroid sönmekte ve gerçek kalınlığının çok daha altında ölçülmektedir. Yine damar tonusuna etki edecek bir çok faktörün histolojik kesitlerde etkisinin olmayacağı düşünüldüğünde in-vitro şartlardaki değerlendirmenin yetersiz kalacağı anlaşılacaktır.İSYA, retina pigment epitelinin (RPE) altındaki koroid damarlarını ve koroid kan akımının görüntülenebilmesini sağlamaktadır. İSYA’nın, koroid neovaskülarizasyonlarının (KNV) detaylarını göstermede ve koroidal poliplerinin teşhisinde fundus floresein anjiyografiye (FFA) göre daha üstün olduğu gösterilmiştir. Ayrıca İSYA’da daha uzun dalga boyu ile çalışıldığı için kan, eksüda ve pigment epitel dekolmanı (PED) gibi durumlarda, bu yöntem alttaki lezyonların daha iyi görüntülenmesine de imkan vermektedir.9,10Lazer Doppler flowmetre ise; optik sinir başındaki, iristeki ve subfoveal koroid dokusundaki kan akımına ait hemodinamik parametreleri değerlendirmemizi sağlayan invaziv olmayan bir tanı yöntemidir. Bunu; belirli bir volümde hareket eden eritrositlerin ortalama hızını ve sayısını tespit ederek yapmaktadır. Nitekim bu teknik sayesinde diyabetik retinopati, YBMD ve retinitis pigmentosa gibi hastalıklarda koroid sirkülasyonunun azaldığı gösterilmiştir.11,12Ultrasonografi gözün ön tarafındaki opasiteler nedeniyle arka kutbun değerlendirilemediği durumlarda önemli bir tanı aracı olarak kullanılmıştır. Özellikle koroid ve retinadaki kalınlaşmaları ve tümörleri tespit etmeye olanak sağlamıştır. Fakat görüntü çözünürlüğünün düşük olması, koroidteki küçük değişiklikleri tespit etmeyi oldukça zorlaştırmıştır. Yine çözünürlüğünün düşük olması nedeniyle koroid gibi nispeten ince bir dokunun da ölçümlerinde ideal bir yöntem değildir.13Uzun yıllardır kullanılan bu üç teknik de koroidal damar anormalliklerini ve kan akımındaki değişiklikleri tespit etmemizi sağlamasına rağmen, hiçbiri retina pigment epitelinin ve koroid tabakalarının anatomisi hakkında in-vivo kesitsel görüntüler elde etmemizi sağlayamamış, gerçek koroid kalınlığı ve morfolojisi hakkında yeterli bilgiler verememiştir.Nispeten yeni bir yöntem olan optik koherens tomografi (OKT) ise ultrasona benzer şekilde ancak ondan çok daha yüksek çözünürlüklü olarak, retinada enine kesitsel görüntüler elde etmemize olanak sağlamıştır. OKT teknolojik olarak bir parsiyel koherens interferometredir. Koherent ışık terimi, lazer ışığı gibi tek dalga boyundaki ışığı tanımlamaktadır. Parsiyel koherent ışık ise kısa bir aralıkta farklı dalga boyundaki ışın demetini içermektedir. OKT’de kullanılan parsiyel koherent ışık, lazer kaynağından sağlanan belli bir dalga boyundaki ışıktır. OKT’nin temel prensibi B-tarayıcı ultrasona benzer, ancak burada kullanılan aracı ses değil ışıktır.14İlk OKT teknolojisi olan time domain (TD) OKT’de ışık kaynağından gönderilen ışık, ışın ayırıcı (beamsplitter) olarak adlandırılan yarısaydam bir aynadan geçmektedir. Bu aynada ışın demeti ikiye ayrılarak yarısı dedektöre olan mesafesi bilinen ve bu mesafe değiştirilebilen bir referans aynasına, diğer yarısı ise göze gönderilmektedir. Referans aynasından ve farklı yansıma özelliğine sahip oküler yapılardan yansıyan ışınlar arasındaki zamansal farka göre dokunun tomografik kesiti oluşur. Referans aynanın uzaklığı değiştirilerek dokudan yansıyan ışığın yapısı değerlendirilir. En gelişmiş ve son üretilen TD-OKT cihazı olan Stratus OKT ile saniyede ortalama 400 A-tarama yapılarak, 10 µm çözünürlükte görüntülerin elde edilmesi başarılmıştır.15Günümüzde rutin pratikte kullanılan OKT teknolojisi olan spektral domain (SD) OKT’de ise TD’den farklı olarak referans aynası kullanılmamakta, dokunun farklı katmanlarından yansıyan ışın demeti yüksek hızlı bir spektrometre tarafından tek seferde algılanmakta ve bir Fourier dönüştürücüsüne aktarılmaktadır. Bu yüzden SD-OKT’lere Fourier-domain OKT de denilmektedir. SD-OKT’lerde dokudan yansıyan ışını algılamada spektrometre kullanıldığı için saniyede 20.000-52.000 A-tarama yapılabilmiş ve 5 µm çözünürlükte görüntülerin elde edilmesi başarılmıştır.16OKT’de görüntü kalitesini ifade etmede sinyal/gürültü (signal to noise) oranı kullanılmaktadır. Koroid, düşük sinyal/gürültü oranı olan TD-OKT ile görüntülenememektedir. RPE tabakası ışığa karşı hiper-reflektiftir ve ışığın koroide ulaşmasını engellemektedir. Buna bağlı olarak koroidin derin tabakalarından geri sinyal alınamamaktadır. TD-OKT’lerin görüntü çözünürlüğünün azlığı da koroidin detaylı görüntülenmesine imkan vermemektedir. SD-OKT ise koroid görüntülemesinde TD-OKT’ye göre daha avantajlı olmasına rağmen koroidoskleral bileşkeye kadar görüntü alınamamaktadır. Çünkü koroidin posterior yerleşimi ve OKT’de kullanılan ışığın dalga boyunun koroidi penetre edecek düzeyde uzun olmaması ve yine aynı şekilde RPE’nin yüksek yansıtıcılık özelliği bu teknikte de koroidin tamamının görüntülenmesine engel olmuştur. Koroidi görüntülemek için gereken ışığın dalga boyu 1060 nm olması gerekirken, OKT cihazlarında kullanılan ışığın dalga boyu 800 nm’dir. Işığın dalga boyu arttırıldığında ise görüntünün çözünürlüğü düşmekte ve kalite azalmaktadır. Bu gibi kısıtlamalardan dolayı gelişmiş SD-OKT cihazları ile dahi koroidin tamamını yüksek çözünürlüklü bir şekilde görüntülemek arttırılmış derinlik görüntüleme (ADG) özelliğine sahip OKT teknolojisi geliştirilene kadar mümkün olmamıştır.17

Enhanced Depth Imaging-Optical Coherence Tomography

In standard SD-OCT instruments, tissue depths are encoded by different frequencies of the interference spectrum. With increasing tissue depth, the reflected light echoes from the deep tissue layers travel farther to the detector located at the zero delay line. Because these echoes have lower signal strength and higher frequency, the spectrometer cannot differentiate them. Thus, in standard OCT, the proximity of the retinal structures to the zero delay line results in high-sensitivity images of the retina and vitreoretinal junction and decreasing sensitivity toward the choroid. Two ways to overcome this are increasing the sensitivity of the spectrometer for high frequency detection or increasing the pixel number on the camera at the zero delay line. However, the image resolution of standard OCT cannot be increased and desired image quality cannot be achieved with these techniques. Therefore, specific protocols are used for choroid imaging. One of these protocols involves taking multiple images from the same area of the retina, increasing the signal-to-noise ratio, and combining them to produce an averaged image. This technique has been integrated as software into many SD-OCT instruments. Depending on the type of device, 8 to 100 images can be obtained and merged. Eye movement tracking systems have been developed to improve the image quality and signal strength while taking simultaneous images from the same location. However, even with this protocol it has not been possible to acquire choroid images of the desired quality.14Another protocol emerged as the result of a technical characteristic of SD-OCT devices. SD-OCT cannot distinguish between positive and negative echoes; therefore, if a retinal structure is brought closer to the zero delay line, after a certain point positive echoes become negative echoes. When the detector produces an image from these echoes, an inverted mirror image appears reflected across the zero delay line. If the device is advanced toward the eye, an inverted SD-OCT image of the choroid can be captured on the screen (Figure 1). Because the choroid is closer to the zero delay line, its echoes have high signal strength and low frequency, increasing the resolution of the choroidal image. This technique was first described by Spaide et al.18 as EDI, and has been integrated as software into SD-OCT devices.

Arttırılmış Derinlik Görüntüleme-Optik Koherens Tomografi

Standart SD-OKT cihazlarında doku derinlikleri interferans spektrumunda değişik frekanslar şeklinde kodlanır. Doku derinliği arttıkça derin doku katmanlarından yansıyan ışık ekoları, “zero delay” (sıfır gecikme) hattı denilen ekoların analiz edildiği dedektöre daha uzak mesafeden gelir. Daha uzak mesafeden gelen bu ışık yansımalarını, düşük sinyal gücüne ve yüksek frekansa sahip oldukları için, spektrometre ayırt edemez. Sonuçta standart OKT tekniğinde “zero delay” hattına yakın olan retina yapıları, uzak olanlara göre daha yüksek sinyallere sahip olduğu için retina ve vitreoretinal bileşkenin görüntüleri yüksek sensitivitede gösterilirken, koroide doğru bu sensitivitede azalır. Bunu aşmanın iki yöntemi vardır; birincisi, spektrometrenin yüksek frekansları algılayabilecek şekilde sensitivitesini arttırmak, ikincisi “zero delay” hattındaki kameranın piksel sayısını arttırmak. Fakat bu yöntemler standart OKT görüntülerinde rezolüsyonu arttıramaz ve istenilen görüntü kalitesi elde edilemez. Dolayısı ile koroidi görüntülemek için daha spesifik protokoller uygulanmalıdır. Bu protokollerden biri aynı retina bölgesinden birden fazla görüntü alıp, sinyal/gürültü oranını arttırıp, alınan görüntüleri birleştirip ortalama bir görüntü elde etmektir. Birçok SD-OKT cihazına bu yöntem yazılım olarak eklenmiştir. Cihazın çeşidine göre 8-100 arası görüntü alınarak birleştirme işlemi yapılmaktadır. Aynı zamanda ve aynı yerden görüntü alarak, görüntü kalitesini ve sinyal gücünü arttırmak için göz hareket takip sistemleri geliştirilmiştir. Fakat bu protokolde de koroid için istenilen kalitede görüntü elde etmek mümkün olmamıştır.14Diğer bir protokol, SD-OKT cihazlarının teknik bir özelliğinin fark edilmesi ile ortaya çıkmıştır. SD-OKT, “zero delay” hattındaki ışık ekolarının pozitif veya negatif olduğunu ayırt edemez. Bu yüzden eğer bir retinal yapı “zero delay” hattına yaklaştırılırsa belli bir noktadan sonra, pozitif ekolar negatif ekolara dönüşür. Bu durumda dedektör ekoları algılayarak görüntüyü oluşturur fakat “zero delay” hattında bir ayna varmış gibi ters bir görüntü elde edilir. Eğer cihazı göze biraz daha yaklaştırırsak, SD-OKT koroidin görüntüsünü ters bir görüntü olarak ekranda yakalayacaktır (Resim 1). Koroid “zero delay” hattına yaklaştığı için de sinyal gücü yüksek, frekansı düşük ekolar elde edilecek ve koroid görüntüsünün çözünürlüğü artacaktır. Bu teknik ilk defa Spaide ve ark.18 tarafından ADG şeklinde tanımlanmıştır ve bu yöntem yazılım olarak SD-OKT cihazlarına eklenmiştir.

Enhanced Depth Imaging-Optical Coherence Tomography Capture Technique

The EDI-OCT imaging technique does not require any changes to the hardware of SD-OCT devices. As previously described, the technique consists of bringing the choroid closer to the zero delay line to focus the device more posteriorly in the optical system and processing the acquired images via software. Therefore, choosing EDI-OCT mode in the user interface of the original or updated software for choroidal imaging is sufficient. The patient is then asked to look at the reference light and images are acquired as in standard macular imaging. Dilating the pupil before imaging is not necessary.The most useful application of choroidal imaging with EDI-OCT reflected in clinical practice is the detection of choroidal thickness. Although this measurement is currently performed manually on all devices, the intervisit, interobserver and intersystem agreement is very good, and highly reliable measurements can be obtained. The most common measurement used in daily practice is subfoveal choroidal thickness, which is detected by using the software’s caliper tool to draw a line connecting the outer border of the retinal pigment epithelium and the inner border of the sclera. Care should be taken that this line is perpendicular to the line tangential to the foveal contour. The same tool can also be used to take thickness measurements at different points in the choroid.

Arttırılmış Derinlik Görüntüleme-Optik Koherens Tomografide Çekim Tekniği

ADG-OKT görüntüleme tekniği SD-OKT cihazlarında donanımsal bir değişiklik gerektirmemektedir. Yöntem daha önce de tarif edildiği üzere koroid tabakasının “zero delay” hattına yaklaşmasını sağlayacak şekilde cihazın optik sisteminin daha arkada odaklanması ve elde edilen görüntülerin yazılımsal olarak işlenmesinden ibarettir. Dolayısıyla yazılımında ADG-OKT modu olan veya bunun için yazılımı güncellenmiş bir cihazda koroid görüntülemesi yapmak için cihazın kullanıcı arayüzünde ADG-OKT modunun seçilmesi yeterlidir. Sonrasında standart maküla çekimlerinde olduğu gibi hastadan hedef ışığına bakması istenir ve çekim gerçekleştirilir. Çekim öncesinde pupilin genişletilmesine gerek yoktur.

ADG-OKT ile koroid görüntülemesi tekniğinin klinik pratiğe yansıyan en faydalı uygulaması koroid kalınlığının tespitidir. Bu ölçüm şu an için tüm cihazlarda manuel olarak gerçekleştirilmekte, buna rağmen ölçümler arası (intervisit), ölçücüler arası (interobserver) ve cihazlar arası (intersystem) uyumluluğu çok iyi, yüksek güvenilirlikte ölçümler elde edilebilmektedir. Güncel uygulamada en sık kullanılan ölçüm subfoveal koroid kalınlığıdır. Bunun tespiti için uygulama arayüzündeki kaliper (pergel) aracı kullanılarak retina pigment epitelinin dış sınırı ile skleranın iç sınırını birleştiren bir çizgi çizilir. Bu çizginin fovea konturuna teğet geçen hayali doğruya tam dik olmasına dikkat edilmelidir. Aynı araç yardımıyla koroid tabakasının farklı noktalardaki kalınlığının ölçümü de mümkündür.

Enhanced Depth Imaging-Optical Coherence Tomography and the Normal Choroid

Normal choroidal thickness was first described by Margolis and Spaide19 using the Spectralis (Heidelberg Engineering, Heidelberg, Germany) and Manjunath et al.20 using the Cirrus HD-OCT (Carl Zeiss Meditec, Dublin, CA, USA). Choroidal thickness was measured manually as the distance perpendicularly between the hyperreflective outer edge of the RPE to the choroidoscleral junction (Figure 2). It may not be possible to detect the choroidoscleral junction in some eyes. For this reason it is recommended to obtain as clear images as possible, and black-over-white OCT images are preferable to white-over-black or colored OCT images (Figure 3). As a result of their examinations, they found that the choroid was thickest under the fovea and thinner at the nasal retina compared to the temporal. Choroid thickness decreases with distance from the fovea. The reason for the maximum subfoveal choroidal thickness is to meet the high oxygen demand of the retinal cells at the fovea. Subfoveal choroidal thickness was measured as 287±76 µm (54 eyes of 30 patients) with the Spectralis and 272±81 µm (34 eyes of 34 patients) with the Cirrus. Both groups showed a negative correlation between choroidal thickness and age.20 In other words, the choroid thins with increasing age. However, we predict that larger studies of choroidal thickness and the effect of aging on choroidal thickness in normal eyes will yield more quantitative data about this thinning. Furthermore, choroidal thickness of the same individual can vary between measurements taken at different times.21Reproducibility and reliability are basic prerequisites for the utilization of any technique. In EDI-OCT, choroidal thickness measurements are done manually, not automatically. Ikuno et al.22 studied the reliability and reproducibility of manual normal choroidal thickness measurements on EDI-OCT. In their study, the choroidal thickness of 10 volunteers was measured by 6 different people twice with an interval of 4 months. Interobserver correlation was found to be 0.970 (95% CI, 0.948-0.985) and intervisit correlation was 0.893 (95% CI, 0.864-0.916). In a study comparing the Cirrus, Spectralis and Optovue (Optovue, Inc, Fremont, CA, USA), choroid thickness at five different locations was measured with each of the three devices, and the measurements were strongly correlated (p<0.0001).23To accurately evaluate choroidal pathologies, normal choroidal morphology on EDI-OCT must be determined in addition to normal choroidal thickness. In a study including 42 subjects, all were shown to have a bowl-shaped choroidoscleral junction, 98.8% of the patients’ choroidal vessels were distributed along the nasal-temporal axis, and large choroidal vessels comprised 80% of the subfoveal choroidal thickness.24With current OCT technology, it is not possible to see Bruch’s membrane, the first superficial layer of the choroid immediately under the RPE, in normal eyes. The echoes from this tissue cannot be differentiated from the strong signals coming from the RPE. However, in eyes where the RPE has separated from Bruch’s membrane (as in PED due to AMD or CSR), Bruch’s membrane appears as a thin line of mild hyperreflectivity (Figure 4). Angioid streaks have a known basis in collagen tissue disease, and the histological changes they cause in Bruch’s membrane have been known for many years. EDI-OCT of cases with angioid streaks reveals thickening of Bruch’s membrane and interruptions in its hyper-reflective line (Figure 5). Folding of Bruch’s membrane has been clearly shown on EDI-OCT in hypotony maculopathy (Figure 6).25The choroidal network of capillaries (choriocapillaris) found beneath Bruch’s membrane cannot be visualized using current OCT technology. However, the next layer contains mid-sized vessels (choroidal arterioles and venules), which appear as two to four rows of small hyperreflective spots immediately beneath the hyperreflective line of the RPE layer (Figure 7). This layer is referred to as Sattler’s layer in some sources, which usually portray it as the first 20-30 microns of choroid under the RPE.25 The largest vessels, the choroidal arteries and veins, can be distinguished as round or oval shapes deeper in the choroid (Figure 8). This layer is also called Haller’s layer.

Arttırılmış Derinlik Görüntüleme-Optik Koherens Tomografi ve Normal Koroid Dokusu

Normal koroid kalınlığı ilk olarak Spectralis (Heidelberg Engineering, Heidelberg, Germany) cihazı ile Margolis ve Spaide19 tarafından ve Cirrus HD-OKT (Carl Zeiss Meditec, Dublin, CA, USA) cihazı ile Manjunath ve ark.20 tarafından tanımlanmıştır. Koroid kalınlığı dik olarak RPE’nin hiper-reflektivitesinin dış kenarı ile koroid-sklera bileşkesinin iç kenarı arasında kalan mesafenin manuel olarak ölçülmesi ile bulunmaktadır (Resim 2). Bazı gözlerde koroid sklera bileşkesini tespit etmek mümkün olmayabilir. Bu nedenle mümkün olduğu kadar net görüntülerin alınması önerilir. Ayrıca beyaz üzerine siyah OKT görüntülerinin siyah üzerine beyaz ya da renkli OKT görüntülere tercih edilmesi önerilir (Resim 3). Yapılan incelemeler sonucunda koroid, fovea altında en kalın ve temporale göre nazal retinada daha ince olarak bulunmuştur. Foveadan uzaklaşıldıkça koroid kalınlığı incelmektedir. Foveanın altında koroidin en kalın olmasının sebebi foveadaki retina hücrelerinin yüksek oksijen gereksiniminin karşılanabilmesidir. Fovea altı koroid kalınlığı Spectralis ile yapılan çalışmada 287±76 µm (30 hasta, 54 göz); Cirrus ile yapılan çalışmada 272±81 µm (34 hasta, 34 göz) olarak bulunmuştur. Her iki grupta da koroid kalınlığı yaşla negatif korelasyon göstermiştir.20 Yani yaşlanmayla birlikte koroid kalınlığı incelmektedir. Ancak normal gözdeki koroid kalınlığı ve yaşlanmanın koroid kalınlığına etkisi üzerine daha geniş seriler içeren çalışmalar yapıldıkça incelmenin niteliksel değeri konusunda daha net bilgiler elde edileceği tahmin edilmektedir. Ayrıca aynı kişide dahi anlık ölçümlerde koroid kalınlığının değişebileceği bilinmektedir.21Bir tekniğin kullanımında olması gereken temel faktörler tekniğin tekrarlanabilir olması ve güvenilir olmasıdır. ADG-OKT tekniğinde koroid kalınlığı ölçümleri otomatize değil manuel olarak yapılmaktadır. Ikuno ve ark.22 ADG-OKT ile normal koroid kalınlığının manuel ölçümünün güvenilirliği ve tekrarlanabilirliği konusunda çalışmışlardır. Bu çalışmada 10 gönüllünün koroid kalınlığı 6 kişi tarafından 4 ay ara ile iki defa ölçülmüştür. Ölçen kişiler arasında korelasyon 0,970 (%95 CI, 0,948-0,985) olarak bulunmuştur. Tek olgudaki ölçümler arası korelasyon ise 0,893 (%95 CI, 0,864-0,916) çıkmıştır. Cirrus, Spectralis ve Optovue RTVue (Optovue, Inc, Fremont, CA, USA) ile yapılan karşılaştırmalı bir çalışmada da koroid dokusunun 5 farklı bölgesindeki kalınlık, üç farklı cihaz ile ölçülmüştür. Sonuçta ölçümler arasında çok güçlü bir korelasyon olduğu gösterilmiştir (p<0,0001).23Koroid patolojilerini doğru analiz edebilmek için normal koroid kalınlığı yanında, ADG-OKT’deki normal koroid morfolojisi de bilinmelidir. Kırk iki olguyu içeren bir çalışmada bütün olgularda kase şeklinde koroid-sklera bileşkesinin olduğu, %98,8 olguda koroid damarlarının nazal-temporal aksta dağıldığı ve büyük koroid damarlarının subfoveal koroid kalınlığının %80’ini oluşturduğu gösterilmiştir.24Normal bir gözde RPE’nin hemen altındaki koroidin yüzeysel ilk tabakası olarak kabul edilen Bruch membranını görmek en azından günümüzün OKT teknolojisinde mümkün değildir. Bu dokuya ait yansıma, RPE’ye ait kuvvetli yansımadan ayırt edilemez. Ancak RPE’nin Bruch membranından ayrıldığı gözlerde (örneğin YBMD ya da SSR nedeniyle PED geliştiğinde) Bruch membranı hafif hiper-reflektif özellikte ince bir çizgi olarak görülür (Resim 4). Temelinde kollojen doku hastalığı olduğu bilinen ve Bruch membranına ait histolojik değişikliklerin uzun yıllardır bilindiği anjioid streak olgularında da ADG-OKT ile Bruch membranında kalınlaşma ve Bruch’a ait hiper-reflektif çizgilerde kırılma gösterilmiştir (Resim 5). Hipotoni makülopatisinde de ADG-OKT ile Bruch membranındaki katlanma net bir şekilde gösterilmiştir (Resim 6).25Bruch membranının altında seyreden koroidin kapiller damar ağı (koryokapillaris) günümüz OKT teknolojisinde görülememektedir. Ancak onun hemen altında seyreden orta büyüklükte damar yapıları (koroidin arteriol ve venülleri) RPE tabakasına ait hiper-reflektif çizginin hemen altında seyreden 2-4 sıralı küçük hiper-reflektif noktalar olarak görülür (Resim 7). Bu tabakaya bazı kaynaklarda Sattler tabakası da denilmektedir. Bunlar genellikle RPE altındaki ilk 20-30 mikronluk koroid alanında dizilim göstermektedirler.25 Daha derinde ise koroidin en büyük damarları olan arter ve venlere ait yansımalar yuvarlak ya da oval şekilde seçilebilinir (Resim 8). Bu tabaka Haller tabakası olarak da isimlendirilir.

Enhanced Depth Imaging-Optical Coherence Tomography and Chorioretinal Diseases

Central Serous ChorioretinopathyCentral Serous Chorioretinopathy (CSC) is a condition characterized by exudative detachment of the neurosensory retina, and is usually seen in young men. In the acute stage, it appears on OCT as subretinal fluid accumulation and PED. Studies of CSC using ICGA have revealed hyperpermeability of the choroidal vessels that is much greater than expected based on RPE leakage seen on FFA. It is believed that this increased permeability of the choroidal vasculature and RPE barrier dysfunction play an important role in the pathophysiology of the disease.26As the primary pathology in CSC is in the choroid, EDI-OCT is especially important in the diagnosis of the disease (Figure 9).27 It has also been shown that patients with unilateral CSC have increased choroidal thickness in the unaffected eye,28 which suggests that there may be bilateral elevated hydrostatic pressure in the choroidal vasculature in CSC. In a comparison of photodynamic therapy and laser photocoagulation in patients with chronic CSC, it was shown with EDI-OCT that photodynamic therapy resulted in a decrease in choroidal thickness, whereas this effect was not observed after laser photocoagulation.29 Therefore, EDI-OCT can be used in the differential diagnosis of CSC from serous retinal detachment and in the follow-up of CSC patients. Furthermore, we believe EDI-OCT data are valuable in the identification of patients that may show susceptibility to CSC, which is important in order to warn these patients of factors that may trigger CSC attacks.

Arttırılmış Derinlik Görüntüleme-Optik Koherens Tomografi ve Koryoretinal Hastalıklar

Santral Seröz KoryoretinopatiSSR, nörosensöriyel retinanın eksüdatif dekolmanı ile karakterize genellikle genç erkeklerde görülen bir hastalıktır. Hastalığın akut döneminde OKT’de retina altı sıvı birikimi ve PED görülmektedir. İSYA çalışmaları SSR’de koroid damarlarındaki hiperpermeabilitenin, FFA’da görünen RPE sızıntılarına göre, beklenenden çok daha fazla arttığını göstermiştir. Koroid damarlarındaki bu geçirgenlik artışının ve RPE bariyerindeki bozulmanın hastalık patofizyolojisinde önemli rol oynadığı düşünülmektedir.26SSR’de primer patoloji koroidte olduğu için özellikle ADG-OKT hastalığın teşhisinde son derece önemlidir. ADG-OKT ile yapılan çalışmalarda SSR hastalarında koroid kalınlığında anlamlı bir artış olduğu tespit edilmiştir (Resim 9).27 Aynı zamanda tek taraflı SSR olgularında etkilenmeyen gözde de koroid kalınlığında artış olduğu gösterilmiştir.28 Bu bulguya dayanarak SSR’de koroid damarlarında bilateral hidrostatik basınç artışı olabileceği ileri sürülmüştür. Kronik SSR hastalarında, fotodinamik tedavi ve lazer fotokoagülasyon uygulamaları karşılaştırılmış, fotodinamik tedavinin koroid kalınlığında azalmaya neden olduğu fakat lazer fotokoagülasyonun böyle bir etkisinin olmadığı yine ADG-OKT ile gösterilmiştir.29 Sonuçta ADG-OKT; seröz retina dekolmanı ile ortaya çıkan olguların SSR ile ayırıcı tanısında ve SSR olgularının tedavi takibinde kullanılabilecek bir yöntem olarak yerini almıştır. Ayrıca kanımızca SSR’ye yatkınlık gösterebilecek hastaların tespitinde de ADG-OKT verileri önemlidir. Bu tip hastaların tespiti SSR atağını provake edebilecek faktörler konusunda hastayı uyarmak açısından oldukça önemlidir.

Age-Related Macular Degeneration

AMD is one of the leading causes of blindness in individuals over 60 years old, especially in developed countries.30 OCT is currently the imaging method most frequently utilized in the diagnosis, treatment planning and follow-up of AMD patients. OCT enables detailed detection of changes in the retina and RPE layer of AMD patients and even allows the identification of disease subtypes. As with CSC, it is currently widely accepted that the choroid is the primary tissue responsible for AMD. Therefore, evaluation of the choroid by EDI-OCT is of major importance in AMD patients; there are hundreds of studies in the literature on this topic.In practical terms, the main application of EDI-OCT in AMD is the recognition of patients with polypoidal choroidal vasculopathy (PCV). Several studies using EDI-OCT have shown greater subfoveal choroidal thickness in PCV compared to other AMD subgroups (Figure 10).31 This choroidal thickening occurs due to dilation of the mid-sized and large choroidal vessels and an increase in the choroidal vascular permeability seen on ICGA. This OCT finding is crucial because PCV, the frequency of which has not been determined in Turkey, is known to be resistant to anti-VEGF injection, the accepted standard treatment for AMD. PCV cannot be detected by FFA; the polypoidal structures of PCV can be detected with a difficult and expensive procedure like ICGA. Therefore, PCV must be considered upon observation of a thick choroid in AMD patients. Other important OCT findings that support a PCV diagnosis are the presence of RPE elevations similar but sharper than those found in PED with neighboring RPE irregularities.25Another advantage of EDI-OCT in AMD is the opportunity to examine the interior of PED. In a study of 22 eyes, Spaide32 showed regression of a hyper-reflective structure within the PED after anti-VEGF therapy, suggesting that CNV is present and leads to the formation of PED. EDI-OCT was used in another study to detect choroidal thickness changes in AMD patients after anti-VEGF therapy.33 These studies may be valuable for guiding anti-VEGF treatment protocols, especially when discussing a side effect like the development of geographic atrophy.EDI-OCT also enabled the identification of age-related choroidal atrophy, the basic pathology of which is advanced atrophic choroid. Age-related choroidal atrophy is characterized by an extremely thin choroid (without high myopia), senile sclerotic glaucoma, macular pigmentary changes, and severe impairment of near vision compared to far vision. The condition is generally seen in patients between 70 and 80 years old, and EDI-OCT is the principal diagnostic method.4

Yaşa Bağlı Maküla Dejenerasyonu

YBMD özellikle gelişmiş ülkelerde 60 yaş üstü görme kaybının en önemli nedenlerinden birisidir.30 OKT günümüzde YBMD hastalarının teşhisinde, tedavi kararında ve takibinde en sık kullanılan görüntüleme yöntemidir. OKT ile YBMD hastalarındaki retina ve RPE tabakasındaki değişiklikler detaylı bir şekilde tespit edilebilmekte ve hastalığın alt tiplerinin dahi tanınması sağlanmaktadır. Günümüzde SSR’de olduğu gibi YBMD’de de hastalıktan sorumlu primer dokunun koroid olduğu görüşü yaygın şekilde kabul görmektedir. Bu nedenle YBMD hastalarında ADG-OKT ile koroidin incelenmesi çok büyük öneme sahiptir. Bu konuda literatürde yüzlerce çalışma mevcuttur.YBMD’de pratik açıdan ADG-OKT’nin en önemli kullanım alanı polipoidal koroidal vaskülopatili (PKV) olgularının tanınmasıdır. ADG-OKT ile yapılan birçok çalışmada PKV’de diğer YBMD alt gruplarına göre daha fazla subfoveal koroidal kalınlık tespit edilmiştir (Resim 10).31 Koroidteki bu kalınlık artışı, orta ve büyük koroidal damarların genişlemesine veya İSYA ile gözlenen koroidal damarsal geçirgenliğin artmasına bağlı olarak gelişmektedir. Bu OKT bulgusu son derece önemlidir. Çünkü ülkemizde tam olarak görülme sıklığı bilinmeyen PKV hastalarının günümüzde YBMD’deki standart tedavi olarak kabul edilen anti-vasküler endotel büyüme faktörü (anti-VEBF) enjeksiyonlarına dirençli olduğu bilinmektedir. PKV, FFA ile teşhis edilememektedir; PKV’deki polipoidal yapılar İSYA gibi zor ve pahalı bir yöntemle teşhis edilebilmektedir. Bu nedenle YBMD hastalarında izlenen kalın koroid mutlaka akla PKV varlığını getirmelidir. Ayrıca OKT kesitlerinde PED’ye benzeyen ancak PED’den daha sivri RPE yükseltileri ve birbirine komşu RPE düzensizlikleri varlığı da PKV teşhisini destekleyen son derece önemli OKT bulgularıdır.25ADG-OKT’nin YBMD’de sağladığı bir başka avantaj PED içeriğini inceleme olanağı vermesidir. Spaide32 tarafından 22 olguda yapılan bir çalışmada anti-VEBF tedavi sonrası PED’lerin içinde hiper-reflektif bir yapının kaldığı gösterilmiş, bunun KNV olduğu ve PED’lerin bu KNV’den geliştiği ileri sürülmüştür. Yine ADG-OKT sayesinde anti-VEBF tedavisi uygulanan YBMD hastalarındaki koroid kalınlığı değişimleri tespit edilmiştir.33 Bu çalışmalar özellikle coğrafik atrofi gelişimi gibi bir yan etkinin tartışıldığı dönemde anti-VEBF enjeksiyon tedavi protokollerini yönlendirici nitelikler taşıyabilir.ADG-OKT verileri temel patolojinin ileri derecede atrofik koroid olduğu “yaşa bağlı koroid atrofisi” olarak isimlendirilen antitenin de tanınmasını sağlamıştır. Yaşa bağlı koroid atrofisi, ileri derecede ince koroid (yüksek miyopi olmadan), senil sklerotik glokom, makülada pigmenter değişiklikler ve uzak görmeye göre ciddi şekilde etkilenmiş yakın görme ile karakterize bir patolojidir. Genellikle 70-80’li yaşlarda izlenen bu tablonun teşhisinde en önemli tanı yönteminin ADG-OKT olduğu unutulmamalıdır.4

Degenerative Myopia

Myopia is a refractive error resulting from a discrepancy between the eye’s optic power and its length. Degenerative myopia is a pathological condition with progressive lengthening of the eye, thinning of the sclera and choroid, and accompanying degenerative changes in the retina and RPE. Macular CNV and retinal detachment are frequently seen in these eyes and may lead to severe vision loss.34The most important OCT finding in degenerative myopic eyes is an extremely thin choroid (Figure 11). Fujiwara et al.35 demonstrated with EDI-OCT that choroidal thickness was significantly decreased in patients with high myopia. They also found that choroidal thickness was negatively correlated with age, refractive error, and presence of CNV. Myopic CNV causes less leakage than CNV in AMD and can be treated with less invasive therapies because choroidal vasculature supplying the CNV is not atrophic. Thus, much less subretinal accumulation is seen in myopic CNV compared to cases of AMD, which reduces the ability of OCT to show activity in myopic CNV.25

Dejeneratif Miyopi

Miyopi, göz küresinin uzunluğu ile optik kırma gücü arasında uyumsuzluğunun neticesi olarak ortaya çıkan bir refraksiyon kusurudur. Dejeneratif miyopi ise gözdeki progresif uzamaya sklera ve koroidteki incelme ile retina ve RPE’deki dejeneratif değişikliklerin eşlik ettiği patolojik bir durumdur. Bu gözlerde maküler KNV ve retina dekolmanı sıklıkla gözükmekte ve ciddi görme kayıplarına neden olabilmektedir.34Dejeneratif miyopik gözlerde en önemli OKT bulgusu ileri derecede ince koroidtir (Resim 11). Fujiwara ve ark.35 ADG-OKT ile yaptıkları çalışmada yüksek miyopi olgularında koroid kalınlığının anlamlı şekilde düşük olduğunu göstermiştir. Aynı zamanda bu çalışmaya göre koroid kalınlığı; yaş, refraktif kırma kusuru ve KNV varlığı ile negatif korelasyon göstermektedir. Miyopik KNV’lerdeki KNV’nin, YBMD’deki KNV’lere göre daha az sızıntıya neden olması ve daha az tedavi girişimi ile tedavi edilebilmesi KNV’yi besleyen koroidal damar sisteminin atrofik olmasından kaynaklanmaktadır. Yine bu nedenle miyopik KNV’lerde YBMD olgularına göre çok daha az miktarda retina altı birikim olmaktadır. Bu da miyopik KNV’lerde OKT’nin aktiviteyi gösterme yeteneğini azaltmaktadır.25

Glaucoma

EDI-OCT is an important diagnostic method for understanding the vascular pathogenesis of glaucoma. Both macular and peripapillary choroidal thinning are used to investigate this pathogenesis. In studies of normal peripapillary macular thickness measurements, the inferior quadrant was significantly thinner than the superior quadrant, and the nasal quadrant was significantly thinner than the temporal quadrant.36Maul et al.37 used EDI-OCT to evaluate whether choroidal thickness was associated with parameters such as age, axial length and nerve fiber layer, and found no significant difference between the peripapillary and macular choroidal thicknesses of patients with suspected glaucoma and patients with a glaucoma diagnosis. Many other studies have also shown that glaucoma does not affect choroidal thickness.38,39,40The lack of significant changes in the macular choroidal thickness of glaucoma patients with severe visual field and retinal nerve fiber layer loss supports the view that there is no association between glaucoma and the macular choroid. Even in unilateral glaucoma cases there is no difference in macular choroidal thickness between the two eyes, which allows the elimination of systemic factors.

Glokom

ADG-OKT, glokomun vasküler patogenezini aydınlatmak için önemli bir tanı yöntemidir. Hem maküler koroid incelemesi, hem de peripapiller koroid incelemesi bu patogenezi araştırmak için kullanılmaktadır. Normal peripapiller maküler kalınlık ölçümleri yapılan çalışmalar sonucunda alt kadran üst kadrana göre, nazal kadranda temporal kadrana göre anlamlı olarak ince bulunmuştur.36Maul ve ark.37 yaptıkları çalışmada ADG-OKT kullanarak ölçtükleri koroid kalınlığı ile yaş, aksiyel uzunluk ve sinir lifi tabakası gibi parametreler arasında ilişki olup olmadığını araştırmışlardır. Sonuç olarak glokom şüphesi bulunan ve glokom tanısı konulmuş hastaların peripapiller ve maküler koroid kalınlıkları arasında anlamlı fark bulunmamıştır. Bunun gibi birçok çalışma glokomun koroid kalınlığına etkisi olmadığını göstermiştir.38,39,40Ağır görme alanı ve retina sinir lifi tabakası kaybı olan glokomlu hastalarda maküladaki koroid kalınlığında anlamlı değişimin olmaması glokom ile maküler koroid arasında ilişki olmadığı yönündeki görüşü desteklemektedir. Özellikle tek gözü glokomlu olan olgularda da iki gözün maküla koroid kalınlıkları arasında fark olmaması sistemik faktörlerin elimine edilmesini sağlamaktadır.

Diabetic Retinopathy

Our clinical experience suggests that choroidal vasculopathy is an important factor in the pathogenesis of diabetic retinopathy. Some histopathologic studies of diabetic eyes have shown various choroid pathologies like choroidal anomalies, choriocapillaris occlusion, CNV and choroidal aneurysm.41Particularly in type 2 diabetes, choroidal thinning has been found in all eyes independent of the severity of retinopathy.42 This supports the reduced speed of the choroidal circulation previously demonstrated by laser Doppler flowmetry and ICGA.43 Because the choroid is the principal vascular structure nourishing the outer retinal layers and the RPE, choroidal thinning can result in hypoxia of the retinal tissues.

Diyabetik Retinopati

Klinik tecrübelerimiz koroid vaskülopatisinin diyabetik retinopati patogenezindeki önemli etkenlerden biri olduğunu düşündürmektedir. Diyabetik gözlerde yapılan bazı histopatolojik çalışmalarda koroid anomalileri, koriokapillaris tıkanıklıkları, KNV, koroid anevrizması gibi çeşitli koroid patolojileri gösterilmiştir.41Özellikle tip 2 diyabette retinopati evresinden bağımsız olarak tüm gözlerde koroid kalınlığında incelme tespit edilmiştir.42 Bu da daha önceden lazer Doppler flowmetri ve İSYA ile gösterilen koroidal kan akım hızındaki azalmayı desteklemektedir.43 Koroid kalınlığının azalması retina dokularındaki hipoksi nedeniyle olabilir; çünkü koroid retinanın dış tabakalarını ve RPE’yi besleyen en önemli damarsal yapıdır.

Vogt-Koyanagi-Harada Syndrome

OCT allows a noninvasive evaluation of uveitis patients, in whom investigation of the posterior segment is particularly challenging; therefore, SD-OCT is gaining popularity in the examination of uveitis patients.44VKH is bilateral granulomatous panuveitis associated with autoimmunity against melanocytes. It is characterized by bilateral anterior and posterior uveitis with exudative retinal detachment.45 Increased choroidal thickness is seen in VKH, likely due to the inflammatory process and exudation.46 A significant reduction in the choroidal thickness of VKH eyes has been shown within two weeks of steroid treatment.47 Choroidal thickness evaluation is important for the assessment of treatment efficacy and the follow-up of recurrences.

Vogt-Koyanagi-Harada Sendromu

Özellikle arka segmentin değerlendirilmesinin zor olduğu üveitli olgularda OKT girişimsel olmayan bir değerlendirme imkanı sağlamaktadır ve bu nedenle SD-OKT günümüzde üveit hastalarının değerlendirilmesinde giderek daha fazla taraftar kazanmaktadır.44VKH, melanositlere karşı gelişen otoimmünite ile ilişkili bilateral granülomatöz panüveittir. Ön ve arka üveitin bilateral olarak görüldüğü ve eksüdatif retina dekolmanının eşlik ettiği bir üveit tablosudur.45 VKH’li hastalarda koroidte kalınlık artışı görülmüştür; bu muhtemelen inflamatuvar süreç ile birlikte eksüdasyondan kaynaklanmaktadır.46 Özellikle steroid uygulanan VKH’li gözlerde koroid kalınlığının 2 hafta içerisinde anlamlı bir şekilde azaldığı gösterilmiştir.47 VKH’li hastalarda koroid kalınlığının incelenmesi, tedavinin etkinliğinin değerlendirilmesi ve nükslerin takibinde önemlidir.

Sonuç

ADG-OKT tekniği, SD-OKT cihazları ile koroidi in vivo, basit, tekrarlanabilir, çözünürlüğü yüksek, girişimsel olmayan bir şekilde kesitsel olarak görüntülememize imkan vermiş, birçok patolojideki koroid değişikliklerini daha iyi anlamamızı sağlamıştır. Fakat bu tekniğin bazı eksik yönleri de mevcuttur. Henüz koroid ölçümünün otomatize yapılmasını sağlayan bir yazılım geliştirilmemiş olması, tekniğin en büyük eksiklerindendir. Manuel ölçüm hem zaman almakta, hem de hatalara neden olabilmektedir. Aynı anda, aynı yerden görüntü aldığımızdan emin olmak için OKT cihazında göz hareketi takip sisteminin bulunması gerekmektedir. ADG-OKT’lerin bir diğer eksik yönü de özellikle ortam opasiteleri bulunan bazı gözlerde nispeten net retina imajı alınmasına karşılık, koroid değerlendirmesinde koroid-sklera bileşkesinin net olarak görülememesidir.Koroid görüntülemesi için swept source OKT, Doppler OKT, uzun dalga boylu SD-OKT, doğrudan OKT gibi hem yazılımsal, hem donanımsal yenilikler getiren yeni teknoloji arayışları devam etmektedir ve bu konu güncelliğini uzun bir dönem daha koruyacaktır.Hakem Değerlendirmesi: Editörler kurulu ve Editörler kurulu dışında olan kişiler tarafından değerlendirilmiştir.Yazarlık KatkılarıKonsept: Taha Sezer, Muhammet Altınışık, İbrahim Arif Koytak, Mehmet Hakan Özdemir, Dizayn: Taha Sezer, Muhammet Altınışık, İbrahim Arif Koytak, Mehmet Hakan Özdemir, Veri Toplama veya İşleme: Taha Sezer, Muhammet Altınışık, Analiz veya Yorumlama: Mehmet Hakan Özdemir, İbrahim Arif Koytak, Literatür Arama: Taha Sezer, Muhammet Altınışık, Mehmet Hakan Özdemir, Yazan: Mehmet Hakan Özdemir, Taha Sezer, Muhammet Altınışık.Çıkar ÇatışmasıYazarlar tarafından çıkar çatışması bildirilmemiştir.Finansal DestekYazarlar tarafından finansal destek almadıkları bildirilmiştir.