Sayın Editör,
Erbezci ve ark.’nın1 juvenil maküla distrofisinde (JMD) tercihli retina alanı (TERA) özelliklerini değerlendirdiği çalışmayı büyük bir ilgiyle okudum. Yazarları, önemli bir klinik soruyu ele aldıkları ve fiksasyon davranışını karakterize etmek için tarama lazer oftalmoskop/optik koherens tomografiyi kullandıkları için kutlarım. Bulgular değerli olmakla birlikte, makalede tartışılmayan çeşitli metodolojik kısıtlılıklar dikkate alınmalıdır.
Öncelikle, çalışmada JMD hastalarının genetik veya fenotipik sınıflandırmaları bildirilmemiştir. JMD’ler, ABCA4 ile ilişkili Stargardt hastalığı ve koni-rod distrofilerini de içeren farklı lezyon morfolojisi ve progresyon paternine sahip hastalıkları kapsar ve bu durum TERA paternlerinde farklılıklara neden olabilir.2 İkincisi, hastaların önceden az görme rehabilitasyonu veya eksantrik görme eğitimi alıp almadığı bildirilmemiştir. Bu tür müdahaleler TERA lokasyonu ve stabilitesini etkileyerek spontan adaptasyon ile eğitimin etkilerini birbirinden ayırt etmeyi zorlaştırabilir.3
Üçüncü olarak, fiksasyon stabilitesi, iki değişkenli kontur elips alanı gibi standartlaştırılmış ölçümler yerine fiksasyon noktalarının maksimum dağılımı kullanılarak ölçülmüştür. Bu yöntem, diğer çalışmalarla karşılaştırılabilirliği sınırlayabilir ve düşük düzeydeki instabilitenin olduğundan az bulunmasına neden olabilir.4 Dördüncü olarak, bir kontrol grubunun (örneğin; başka maküla hastalığı olan yaş açısından eşleştirilmiş bireyler) bulunmaması, gözlemlenen TERA davranışlarının JMD’ye özgü olup olmadığını veya daha geniş adaptasyon mekanizmalarını yansıtıp yansıtmadığını tanımlama yeteneğini kısıtlamaktadır.5 Son olarak, örneklem büyüklüğü, hastalık şiddeti veya lezyon morfolojisine göre alt grup analizlerinin yapılmasına izin vermemiştir. Bu gibi bir analiz TERA adaptasyonu hakkında daha ayrıntılı bilgiler sağlayabilirdi.2
Bu kısıtlılıklara rağmen, çalışma JMD’deki TERA davranışını anlamamıza anlamlı şekilde katkıda bulunmaktadır. Santral görme kaybı olan genç hastalarda meydana gelen TERA adaptasyonunu daha iyi anlamak ve rehabilitasyon stratejilerini optimize etmek için daha büyük, genetik olarak karakterize edilmiş kohortlar ve standartlaştırılmış fiksasyon ölçümleri ile yapılacak daha ileri prospektif, boylamsal çalışmalara ihtiyaç vardır.


