Son Güncelleme: 15.12.2017

Editörden

Editörden

  • Banu Bozkurt

Turk J Ophthalmol 2017;47(6):0-0

Bir Bakışta 2017 Yılı 6. Sayı:

Dergimizin bu sayısında ilgiyle okuyacağınızı umduğumuz oftalmolojinin farklı çalışma alanlarından 5 özgün araştırma, 1 derleme ve 4 olgu sunumu yer almaktadır.

Turgut ve ark. Spraque Dawley cinsi sıçanlarda sodyum selenitle oluşturdukları deneysel katarakt modelinde susam yağında bulunan ve güçlü bir antioksidan bileşik olan sesamolün (3,4-metilendioksifenol) koruyucu etkisini araştırmışlardır. İntraperitoneal sesamol uygulanan grupta lens süpernatantlarında total oksidan seviyesi ve malondialdehit seviyelerinin daha düşük olduğunu, total antioksidan seviyesi ve indirgenmiş glutatyon seviyelerinin ise daha yüksek olduğunu ve sesamolün katarakt oluşumunu engellediğini göstermişlerdir (bakınız sayfa 309-314).

Romatoid artrit (RA) primer olarak eklemleri etkileyen ve eklem dışı semptomlarla kendini gösterebilen sistemik enflamatuvar bir hastalıktır. RA’lı hastaların %25’inde keratokonjonktivitis sikka, periferik korneal ülserler, keratit, episklerit, sklerit, ve koroidit görülebilmektedir. Gökmen ve ark. RA’lı kadın hastalarda kornea, sklera, koroid ve fovea kalınlıklarını optik koherens tomografi ile ölçmüşler ve sadece sklera kalınlığını (343,7±42,2 µm), sağlıklı kontrol grubuna göre (420,9±42,4 µm) istatistiksel olarak daha ince olarak bulmuşlardır (bakınız sayfa 315-319).

Lokal anestezi toksisite sendromu (LATS), ağızda metalik tat, perioral uyuşma, tinnitus, fenalaşma hissi, konuşma bozukluğu, diplopi, santral sinir sistemi (SSS) eksitasyonu (ajitasyon, konfüzyon, konvülziyon) ile başlayan ve müdahale edilmediği zaman depresyon bulguları (mental depresyon, koma, apne) ile seyreden ağır bir klinik tablodur. SSS bulguları ile eş zamanlı ya da sonrasında, hipertansiyon, taşiaritmi gibi hiperdinamik bulgular yanında, hipotansiyon, bradiaritmi, iletim blokları, asistol gibi kardiyak depresyon bulguları görülebilir. LATS tedavisinde destek tedavi ile beraber %20 intravenöz lipit solüsyonu önerilmektedir. Lipitlerin dolaşımdaki anestezikleri bağlayıp kardiyak hücrelerin mitokondriyal fonksiyonlarını iyileştirdiği ve belirgin semptomatik düzelme sağladığı gösterilmiştir. Urfalıoğlu ve ark., göz hekimlerinin LATS ve intravenöz intralipid solüsyonu hakkındaki bilgilerini gözden geçirerek, farkındalığın arttırılması amacıyla değişik hastane ve görevlerdeki 104 göz hekimine 14 soruluk bir anket uygulamışlardır. En sık görülen toksisite erken bulguları allerji ve hipotansiyon, geç dönem bulguları ise kardiyak arrest ve hepatotoksisite olarak belirlenmiştir. Tedavide en çok semptomatik tedavi (%72,4), kardiyopulmoner resusitasyon ve antihistaminik ilaçların tercih edildiği belirlenirken, hekimlerin %62,5’inin LATS ile hiç karşılaşmadıkları ve %65’inin toksisitede %20 intravenöz lipit tedavisini daha önce duymadıkları saptanmıştır (bakınız sayfa 320-325).

Karotis arter hastalığı (KAH), karotis arteriyel sistemde stenoz veya oklüzyon ile karakterizedir. Obstrüksiyonun en yaygın nedeni aterosklerozdur, ancak dev hücreli arterit, fibromusküler displazi ve Behçet hastalığı gibi enflamatuvar hastalıklar da sorumlu olabilir. Çakır ve ark.’nın KAH’nin retina morfolojisi üzerine etkisini spektral domain optik koherens tomografi ile değerlendirdikleri çalışmada internal karotis arter (İKA) darlığı olan 23 hastanın gözü sağlıklı 24 hastanın gözü ile karşılaştırılmış ve 9 Erken Tedavi Gören Diyabetik Retinopati Çalışması (ETDRS) alanından elde edilen toplam maküla kalınlığı ve dış ETDRS alan ölçümleri istatistiksel olarak daha düşük bulunmuştır (p<0,05) (bakınız sayfa 326-330).

Retina ven tıkanıklığı (RVT), endüstrileşmiş ülkelerde diyabetik retinopatiyi takiben görme kaybının ikinci en sık nedenidir. Maküla ödemi, iskemi gelişen veya gelişmeyen retina ven dal tıkanıklığı ve santral RVT’nin ortak bir komplikasyonudur. Tedavisinde lazer fotokoagülasyon, intravitreal steroid ve anti-VEGF tedavileri kullanılmaktadır. Deksametazon (DEKS) implantı, zamanla karbondioksit ve suyla parçalanan, biyolojik olarak parçalanabilir polilaktik-ko-glikolik asit kopolimerinde, 0,7 mg mikronize prezervansız DEKS içerir. Retinaya en çok 6 ay süre ile ilaç ulaştırmak üzere tasarlanmıştır. Aralıklı salım, vitreusta ani ilaç yükselmelerine ve enjeksiyonların önlenmesine yardımcı olur. Kanra ve ark.’nın yaptıkları çalışmada RVT’ye bağlı maküla ödemi saptanan 25 gözde tek başına veya kombine olarak uygulanan DEKS implantın etkinlik ve güvenirliği değerlendirilmiş ve en iyi düzeltilmiş görme keskinliği (EİDGK) ve OKT ile alınan maküla kalınlığında belirgin düzelme görülmüştür. Son görme keskinliğini etkileyen en önemli göstergenin bazal EİDGK ve en etkili modelin elipsoid zon bütünlüğü ve bazal EİDGK kombinasyonu olduğu saptanan bu çalışmada tekrarlanan DEKS implantları sonrası komplikasyon oranı oldukça düşük bulunmuştur (bakınız sayfa 331-337).

Bu sayımızda yer alan derlemede genetik açıdan çeşitlilik gösteren ve gece görme bozukluğu, renk görme bozukluğu, görme alanı kaybı ve bazen körlükle karakterize herediter retina distrofilerinin gen tedavisi konusundaki son gelişmeler ve klinik çalışmaların sonuçları Ayşe Öner tarafından özetlenmiştir. Gen tedavisinin etkinliği ve güvenilirliği konusunda elde edilen son gelişmeler ışığında vektör aracılı gen replasman tedavileri oldukça yol katetmiş ve hayvan çalışmalarında umut verici sonuçlar alınmıştır. İlk klinik çalışmalarda viral vektörler insanlarda da güvenli ve etkin bir şekilde uygulanmıştır (bakınız sayfa 338-343).

İlk olgu sunumunda, Bostancı ve Aydın Akova, akut miyelositik lösemi nedeniyle 2011 yılında allojenik kemik iliği transplantasyonu yapılan ve Graft-versus-host hastalığı geliştiren 51 yaşındaki erkek hastada mantar keratitine bağlı gelişen enfeksiyöz kristalin keratopatinin klinik bulgularını ve tedavisini tartışmışlardır (bakınız sayfa 344-347).

İkinci olgu sunumunda Ustaoğlu ve ark. her iki gözde bulanık görme, baş ağrısı, baş dönmesi ve bayılma öyküsü ile başvuran ve fundus muayenesinde her iki göz optik disk çevresinde atılmış pamuk manzarasına benzeyen çok sayıda sarı-beyaz yama tarzı lezyonlar, retina içi kanama odakları ve maküla ödemi saptanan, fakat travma öyküsü bulunmadığı için Purtscher benzeri retinopati tanısı konulan 25 yaşında kadın hastanın ayırıcı tanı ve tedavisini tartışmışlardır. Sistemik değerlendirmesinde hemoglobinemi, trombositopeni ve akut böbrek yetmezliği saptanan hastaya nefroloji kliniğinde atipik hemolitik üremik sendrom tanısı konulmuştur. Hemodiyaliz ve plazmaferez tedavisine eculizumab tedavisi eklenen hastanın retinal lezyonları gerilemiş ve görme keskinliği her iki gözde 20/20 seviyesine ulaşmıştır (bakınız sayfa 348-350).

Maküla deliği, retina dekolmanlarının (RD) nadir bir nedenidir ve tüm dekolman olgularının yaklaşık %0,5’ini oluşturmaktadır. RD’ye neden olan maküla deliklerinin en sık görüldüğü durumlardan biri de yüksek miyopidir. Sönmez ve Keleş, miyopik korioretinal dejeneratif değişikliklere eşlik eden arka stafilom, maküler bölgede retinada hafif kabarıklık ve OKT’de arka kutupta retina dekolmanına eşlik eden maküla deliği ve stafilom izlenen 68 yaşındaki kadın hastaya pars plana vitrektomi, iç limitan membran soyulması, maküler çökertme ve perfluoropropan gaz tamponadı uygulamışlar ve cerrahiden anatomik başarı sağlamışlardır. Fakat fonksiyonel başarı arka kutuptaki korioretinal atrofi nedeniyle beklenenden daha düşük olmuştur (bakınız sayfa 351-354).

Son olarak, Cebeci ve Kır, olgu sunumlarında aynı gözde polipoidal koroidal vaskülopati ve retinal anjiyomatöz proliferasyon saptanan neovasküler yaşa bağlı maküla dejeneranslı bir hastanın klinik, fundus floresein anjiyografi, indosiyanin yeşil anjiografi ve OKT bulgularını ve uyguladıkları tedaviyi tartışmışlardır. Ardışık 3 aylık intravitreal ranibizumab tedavisinden fayda görmeyen hastada intravitreal aflibersept enjeksiyonuna geçilmesi ile anatomik ve fonksiyonel açıdan iyileşme sağlanmıştır (bakınız sayfa 355-357).

 Saygı ve Sevgilerimizle,Editöryel Kurul AdınaDr. Banu Bozkurt